Saba Tümer dün yeni kanalında (Show TV) görücüye çıktı. Jenerik için yapılan kahkahalı müziğin arka arkaya çalması daha programın başında isyan ettirdi. Tamam müzik güzel, sözler akıcı, kahkaha efektleri esprili ama iki kereden fazla dinlemek içimizi baydı... Bunu bir tarafa bırakırsak ilk yayının tüm nazarlıklarını Saba’yla birlikte yaşadık. Bluzunu ütü yakmıştı, ardından konuklar için yapılmış açılır kapanır düzenekli kapı bozuluverdi... Saba haklı olarak bardak kırmaya yeltendi; aksilikler üçleyip de kurtuluversin diye. Ben onun yerine atıverdim elimdeki plastik fincanı. Kırılmayınca topuk darbesiyle işini bitirdim...
[[HAFTAYA]]
Neyse, içerik olarak konuk ve konuklarla ilgili görüntülere yaslanan bir program izledik. Saba, adam ağırlamaktaki başarısını zaten kanıtlamıştı. Gündüz de bu işi kıvırabileceğini dün sabah ispat etti. Ama yeterli mi? Hayır! İzleyici özellikle de gündüz kuşaklarına rağbet eden kadın izleyici ekranda kendisinden bir figür görmek istiyor. Saba öncelikle bu değişimin altından kalkmalı.
Bir magazin figürü olarak yaşam biçiminin vasatın üstünde olduğu biliniyor... Belki ilk kez bir sunucunun ekranda vasatlaşması gerekiyor. Ve bu biraz da onun kaderini belirleyecek bir gereklilik... Biliyorum ki Saba gereğini yapacaktır. Çünkü konuklarla alabileceği mesafe hakikaten sınırlıdır. Peşinen başarılar diliyorum!
BİR TUHAF İKİLEM!
Gündüz kuşaklarındaki stüdyo izleyicisinin fren tutmaz hallerini hayretler içinde izliyorum... Eğer stüdyo izleyicisi sahnedekine bu kadar hayransa ortama ciddi bir güvenlik çemberi çekilmeli. Bağırmalar, ıslıklar, tezahüratlar filan derken stüdyolar resmen yıkılıyor... İşin ilginç tarafı bir dakika sonra o gürültüden eser kalmıyor oluşu. Bir vakit sonra da sanki silah zoruyla oraya oturtulmuş gibi oflayıp puflamalar başlıyor... Hayırlı bir ruh halinden bahsetmiyorum. Nedenini biliyorum, oradaki paralı amigolar ahaliyi coşturuyor. Ama aynı hızla freni koyunca da ayar bozuluyor. Ekran başındaki hangisi gerçek diye düşünmeye başlıyor. Baştaki saplantılı sevgi hali mi yoksa sondaki bıkkınlık belirten esnemeler mi?
Kuzeyin Oğlu yeni kanalında!
Kuzeyin Oğlu” yeni durağını belirledi. Volkan Konak türkülerini artık TNT ekranında söyleyecek. “Kuzeyin Oğlu” başından beri alkışladığım hatta yönetici olarak ilk kez yayınladığım bir formattı... İki kanal programın çok ekmeğini yedi. Belli ki TNT de yemeye kararlı. Ve yiyecek de. Volkan’da bu performans, türkülerinde bu yüksek gönüllülük bitmedikçe...
YENGE EVDEN ÇIKMALI!
Bizim Yenge”de (Kanal D) hikaye yengemizin o kalabalık evden kurtulma savaşına kilitlenince izleyici de bir türlü hane dışına çıkamaz oldu. Bence bu denli kuvvetli bir yapımın aynı oranda sarsıcı bir hikayesi olması gerekir... Senaristlere şu sokağa açılan kapıları açın artık diyorum. Hikayeyi başından kilitleyip bırakmayın. Yengemiz evden kurtulsun da neşemiz yerine gelsin...
SPARTACUS ÖLDÜ!
Spartacus” (CNBC-e/e2) isimli diziyi biraz da arkeolog olmam nedeniyle geçen sezon ilgiyle izlemeye başlamıştım. Ancak dizinin başrol oyuncusu olan Andy Whitfield’in kanser olduğunu öğrenince ilgim üzüntüye dönüşmüştü... Spartacus’e hayat veren genç oyuncu önceki gün hayatını yitirdi. Yani Spartacus gibi onunki de genç bir ölüm oldu. Dizinin birçok izleyicisinin yasta olduğunu biliyorum... Kader kimi zaman hayat denen isyanı böyle acımasızca bastırıyor işte. Tıpkı Spartacus isyanını bastırdığı gibi!
Sergen’e teklif gelir mi?
Sergen Yalçın dün itiraf etti. Dizilerde ya da sinemada rol almak istiyormuş. Gerçi daha önce birkaç teklif almış ama çok küçük roller olduğu için kabul etmemiş... Eski futbolcu şöyle ele gelir bir başrol ya da ikinci adam rolü bekliyormuş. Eh bu kadar içten çağırınca da o teklif mutlaka gelir... Anlaşılan Sergen’i yıl içinde sadece “Yetenek Sizsiniz” jürisi olarak değil olası bir başrolde de izleyebileceğiz. Demedi demeyin!
ŞAŞIRACAK BİR ŞEY YOK!
“Firar” isimli Star TV dizisinin henüz başlamadan kardeş kanal olan Kanal D dizileri içindeki billboard reklamlarında görülüyor olması izleyiciyi şaşırttı... Ben ise bu şaşkınlığa anlam veremedim. İstanbul sokaklarını dikkatle dolaşırsanız birçok dizinin billboard reklamlarını göreceksiniz... Elbette başka bir kanalın dizinin reklamının görünür olması alışıldık değil. Ama sokakları resmetmesi açısından fazlasıyla gerçekçi. Herkes rahat olsun...
Adresini belli etmeli...
Hâlâ yayına çıkmamış olmasına rağmen ses getiren transferlere başlayan tven bir an önce frekansını belirlemeli... Birçok okuyucudan gelen ortak şikayet kanalın hiçbir platformda yer almıyor oluşu. Yani frekans yok ama transfer var. Eh, bunlardan biri “Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi” gibi güçlü bir dizi olunca gözler yayınlanacağı kanalı arıyor doğrusu... Dilerim yayıncıdan bir an önce bilgilendirme gelir de bu ortak meraka makul bir yanıt vermiş oluruz...