Şoray UzunKatula katula

HABERİ PAYLAŞ

Katula katula

Davut Güloğlu’nun çok güzel bir şarkısıdır: Katula Katula. Nakaratı ‘Ne oldi sana ne oldi boyle?’ şeklinde devam eder. Her takımdan bizim futbol taraftarlarına soruyorum; ne oldi sana ne oldi boyle? Pazar akşamı milli maçımız var biliyorsunuz değil mi? İlk maçı 1956’daki gibi 3-1 kazandık. Yoksa kendinizi yurt içi dandik tartışmalara fazla kaptırıp unuttunuz mu milli maçımızı? Hemen söyleyeyim, çok önemli bir karşılaşma ha! İki aşamalı. İlkini İstanbul’da Ali Sami Yen’de oynadık. Rövanşı deplasmanda oynayacağız. Play-off oynayacağız. Geçersek Uluslar Ligi’nde A Ligi’ne yükseleceğiz. Sınıf atlayacağız anlayacağınız. Sosyal medyaya bir baktım; bazılarının tek derdi, kendi tuttuğu takımının futbolcusu. Oynuyor mu? Oynamıyorsa onun yerine oynayan rakip (!) takım futbolcusunun formayı hak edip etmediğini tartışıyor. Formadan kasıt Ay-Yıldızlı milli formamız. Büyük çoğunluk milli takımı bırakmış, kendi tuttuğu takımın topçularının derdine düşmüş. Bazıları bir futbolcunun diğer arkadaşına bakışının fotoğrafını büyütüp üstüne iç seslendirme yapmış. Bir başka müptezel ilk 11’i bir takımımızın 11’i olarak gördüğünü yazmış. Bir başka hımbıl sempati duyduğunu sandığı takımın topçusunun sevmediği takımın topçusundan daha iyi performans gösterdiğini filan yazmış. Bu enteresan tipler sayesinde olay bir milli meseleden çıkmış, bu kutsal formanın fonda kaldığı bir takım senaryolar yazılır hale gelmiş.

Haberin Devamı

HANGİ ARA BU HALE GELDİK?

Hangi ara bu hale geldik net hatırlamıyorum. Daha düne kadar adını sanını bilmediğimiz saygısız, terbiyesiz, kompleksli ama feci çıkarcı, konuşmaktan aciz cahil cühela tipler ne ara fikri merak edilen (!) tipler oldu? Bunların ayrıştırdığı taraftar kitleleri milli forma altında bile birleşemiyor. Yakın zamana kadar milli takımın özel bir yanı, insanları kaynaştıran bir tarafı vardı. Galatasaraylı Hasan’ın Brezilyalılara attığı çalım her takım taraftarı için gurur vasilesi, Beşiktaşlı İlhan Mansız’ın altın golü tüm ulus için büyük coşku vesilesiydi. Fenerbahçeli Rüştü’nün kurtarışlarını coşkuyla alkışlar, Trabzonsporlu Şenol Güneş’in getirdiği Dünya 3’üncülüğü ile gururlanırdık. Milli forma altındaki adamımızı geldiği takıma göre değerlendirmek aklımızın ucundan bile geçmezdi. Gelinen bu noktada; başarısızlıklarına kılıf arayan zengin ama doyumsuz, başarılarını hazmedemeyen zengin ama kompleksli, meşhur olmak için futbol kulüplerini kullanan zengin ama vizyonsuz yöneticilerin payı hiç de az değil. Bir kulübe yanlamış gazeteci pozlarındaki tiplerin yazdıkları ve (bunu pek düzgün yapamıyorlar ama) söylediklerinin payı da az değil.

Haberin Devamı

YENİ NESLİN DE KUPASI OLMALI

Taraftarlıkta bağnazlığın dibine vurmuş, hayattaki mutsuzluğunu gönül verdiği futbol takımının başarıları ile unutmaya meyilli tiplerin bu yönetici ve gazeteci görünümlü tiplerden etkilememesi mümkün mü? Şimdi bir de yorumcu diye birtakım arkadaşlar ortaya çıktılar. Sosyal medyanın kolay ulaşılabilirliği sayesinde herkes her şeyi konuşuyor. Eskinin futbol konuşulan kahve muhabbetleri bile daha düzeyli, daha bilimseldi. Pazar akşamı milli maçımız var millet. O takımın alacağı sonuçlar her türlü taraftarlığın önünde. Geçersek A plus olacağız. Yok geçemezsek yerimizde saymaya devam ederiz. Burası Türkiye Cumhuriyeti. Takımı da Türk Milli Takımı! Bunun haricinde iş tutmaya çalışanların futbolumuza yaptığı tahribatın yanında elalem katula katula bir taraflarıyla gülüyor. Yeni neslin bir Avrupa, bir Dünya Kupası olmalı. Bu ülkenin takımı bir zamanlar üçüncüydü ama artık dünyanın bir numarası olmalı. Üzerinde tuttuğu takım forması, aklında hamaset, dilinde nefret olanlar az ötede... Milli Takım’ın maçı var!

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder